Kahraman Türk Kadını Ayşe Çavuş

Kahraman Türk Kadını Ayşe Çavuş

Kurtuluş Savaşı'nın kadın kahramanlarından biri de Ayşe Çavuş'tur. Bu yiğit ruhlu Anadolu kadını, bir vesileyle Trabzon'dan geçerken burada neşredilmekte olan "İstikbâl Gazetesi"nin idârehanesine uğramıştır. O'nun hakkında bir hayli tafsilâta yer vermiş bulunan röportaj-haberin bir kesitini, adı geçen gazeteden biraz sadeleştirilmiş haliyle takdim edelim:

“Yazı işleri odasının kapısı açıldı. İçeri giren bir zabit:

– ‘Ayşe Çavuş!’.

Diye yanındakini tanıttı…

Ayşe Çavuş, yakasına siyah kıvırcık kuzu postu konulmuş, sağ koluna Çavuşluk rütbesinin resmi işareti olan iki kırmızı şerit takılmış, bir paltoyu giymiş, dizlerine kadar Anadolu'ya has üstü polatlı bir çorap çekmiş, başına koyu lâcivert bir başörtü sarmış, tepeden tırnağa kadar bir cengâver vaziyet ve tavrı ile neşeli ve güler yüzlü bir simâ ile hepimizi selamladı ve oturdu.

Muhterem çavuş, vaziyete hemen hâkim olmuş, ruhunun büyüklüğünü bize hissettirmişti. Her haliyle harpten yahut harplerden girip çıkmış bir savaşçı ruhu taşıdığını belli eden bu yiğit tavırlı kadınla konuşurken onun bütün ruhunu saran harp menkıbelerini ve hele Yunan çarpışmalarını dinlerken, bu vücudun içinde bir aslan yüreğinin saklı bulunduğuna hükmetmemek mümkün değil…

Ayşe Çavuş, o kadar nezih ve samimi ki, mûhitinde kimseye yabancılık hissini verdirmiyor. Dünyada, Yunanlılardan ve benzerlerinden başka herkes sanki onun ya kardeşi ya da evladı... Bununla beraber aklı ve fikri daima harpte. Beyanatı sırasında 28 yaşındaki oğlunun Demirci Muhârebesi'nde şehid düştüğünü naklederken gözlerinin önünde sanki o levhayı canlandırıyormuş gibi… Nazarlarını sabit bir noktaya dikerek bir müddet düşündü, sonra, derin bir nefes alarak ilâve eyledi:

– ‘Ah…!’ dedi, ‘Keşke birkaç oğlum daha olsaydı da, onlar da şehit düşeydi. Vatan yaşasın!.. Yoksa...’.

Nazarlarımızı ulviyet ve fazilete doğru çekip götüren bu manzara, aynı zamanda gözlerimizi yaşarttı. Ayşe Çavuş'a nereye ve niçin seyahat ettiğini sordum. Sade ve samimi bir ifadeyle şöyle anlattılar:

– Kırım'a gidiyordum. Oradan hicret etmişiz. Balkan Harbi, bizi oradan Bursa'ya hicret ettirdi. Daha sonra İzmir'e gelerek orada yerleştik. Ankara'da Ukrayna murahhas heyeti reisi Firunze ile görüştüm. Onun işareti üzerine Kırım'ı görmek üzere gidiyorum. İnşallah yakında döneceğim... Yunan İzmir'i işgal edince ben oğlum Ahmed ile beraber 800 atlı toplayarak dağa çekildim. Salihli etrafında dolaşıyorduk. Düşman Salihli'yi de alınca ben bu alçakları her halükârda kovup perişan etmeyi düşünüyordum.

Fakat herifler kasabayı işgâl ettikten sonra hemen her tarafı tel örgülerle sarmış diplerine bombalar koymuştu. Bu engelleri atlatmak mesele idi. Bir akşam, arkadaşlardan Hasan Çavuş'a dedim ki, bana 5-6 çift manda ve iki kalın urgan bulabilir misiniz? Bu Hasan Çavuş ve hepten arkadaşlar, ateş gibiydi. Hem benim mandaları ne yapacağımı soruyorlar hem de tedârik etmek istiyorlardı.

Zannediyorlardı ki, mandaları kesip ziyâfet vereceğim. Sağ olsunlar 6 çift mandayı da ipleri de buldular. Gece geç vakit idi, ben tel örgülere yanaştım. Kazıkların bir ikisini koparttırarak urganları mandalara bağlattım, hayvanları kasabaya doğru salıverdim. Kazıklar ve onlarla beraber tel örgüler, artık yerlerinden koparak mandaların peşinden sürüklenip gidiyorlardı. Arkasından biz de baskın veriyorduk. Kasabayı, öyle aldık ki, düşman bile nereden geldiğini anlamadı…

Anamız Şehid Olursa Yerine Biz Geçeceğiz

Hükûmet dairesine girdiğimiz zaman fazla ateş oldu. Burada üç şehid ile 6 yaralımız var. Fakat düşmanı temizledik. Canını kurtarabilenler esir oldu. Bu muharebede düşman, çok bomba ve mitralyöz bıraktı. Bunları hep aldık ve bunlarla yine onları tepeledik. Ondan sonra artık: Salihli, Demirci, Simav, Gördes, Kütahya ve nihâyet Sakarya muharebeleri başlamıştır. Gördes hattında ise Osman isminde ve on iki yaşında bir çocuk Kütahya'dan gelerek bize iltihak etmiştir. Çavuş rütbesini alan bu yavru asker, öyle savamıştır ki, nihayet ayağından yaralanmış ve bir gözü de sakat olmuştur.

Sakarya harbinde Haymana cihetlerinde bulunuyordum. Oradan epeyce atlı topladım. Hele Sakarya'da öyle harbettik ki, koca dere Yunan leşleriyle doldu”.

Gazete, daha sonra Ayşe Çavuş'un vatana ve millete olan sarsılmaz sadakatinden şöyle bahsediyor:

– “Biz Sakarya'da harbederken Ankara'daki kızlarım (Ankara'da üç kızı vardı) belki korkarlar diye Paşa Hazretleri (Mustafa Kemal Atatürk) onları Kayseri'ye sevk etmek istedi. Fakat gitmediler. Dediler ki,

– ‘Biz Ankara'dan ayrılmayız. Şayet anamız şehid olursa yerine biz geçeceğiz, muhârebeye gireceğiz”.

Ayşe Çavuş bu sözleri büyük bir zevkle, derin bir iftihar hissi ile söylemişti. Bütün fertlerini fedâkârlık hissi doldurmuş bu aileden pek tatlı ve civanmert bir eda ile bahsetmiştir.

Ankara'ya ne vakit gittiği sorulduğunda, Ayşe Çavuş sevenlerini güldürmüştür. Demiştir ki:

– “Ben ilk silâha sarıldığım sırada Salihli'de harp ederken Mustafa Kemal Paşa haber almış, beni Ankara'ya istedi. Ben o sırada muharebeden nasıl ayrılabilirdim. Haber gönderdim ki:

– ‘Ben şimdi düğünü bozup da gelemem’.

Nihayet harpten sonra Ankara'ya geçtim ve Başkumandanımız Mustafa Kemal Paşa ile konuştum”...

Ayşe Çavuş habercilere verdiği beyanatta, 58 yaşında olduğunu söylemekle birlikte dinç ve çok çevik göründüğü belirtiliyor. Habere göre:

“Gözlerinden cesaret saçılıyor; biri omzundan, diğeri diz kapağından, üçüncüsü de üstünden girip altından çıkmak üzere ayağından üç yarası olduğu halde bunlardan âdeta bir eğlence gibi pek hafif bahsedip geçmiştir. Bu muhterem kadın tekrar veda ederken Salihli'de aldığı Çavuşluk rütbesine alamet olarak taşıdığı çifte kırmızı şeritlere hürmetini ifade eder bir vaziyette, dirseğini ileri doğru biraz yükselterek bir selâm vermiştir”.

Araştırma: Oğuz KÖROĞLU

 


Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !